19 Kasım 2014 Çarşamba

"ELBİSENİN HESABINI VER YA ÖMER!"



"ELBİSENİN HESABINI VER YA ÖMER!"


Hz. Ömer (r.a.) bir gün hutbe esnasında, “Ey insanlar, dinleyin ve itaat edin!” dedi. 


Bunun üzerine bir sahabi hemen yerinden fırlayarak:“Ne dinler, ne de itaat ederiz!” dedi.


Yaklaşık 4 milyon km2’lik İslam Devletinin yöneticisi olan Halife ona neden böyle cevap verdiğini sorunca o zat Hz. Ömer’in üzerindeki yeni elbiseye işaret ederek: 


“Yâ Ömer! Giymiş olduğun bu elbisenin hesabını vermedikçe seni dinlemeyecek ve sana itaat etmeyeceğiz!” dedi ve devam etti: 

“Beytülmâlden sana da, banada aynı kumaş düşmüştü. Ben kendi hakkıma düşen miktardan bir elbise yaptıramadım. Ama görüyorum ki sen kendine bir elbise yaptırmışsın. Bu nasıl oldu?”


Adalet timsali Hz. Ömer hiç bir söz söylemeden eliyle oğlu
Abdullah’a işaret ederek: “Kalk oğlum, bu elbisenin hikayesini
anlat!” dedi. Bunun üzerine Abdullah ayağa kalkarak şöyle dedi:

“Bana da, babama da birer parça kumaş düşmüştü. Ben hakkımı ona verdim. Şu anda üzerinde gördüğünüz elbise ikimizin hakkından meydana gelmiş bir elbisedir.”


Bu cevapla rahatlayan sahabi,“Konuş ey Allah’ın Peygamberinin Halifesi,şimdi seni hem dinler, hem de itaat ederiz.” dedi.

HZ.EBU ZERR EL GİFARİ VE HZ.MUAVİYE'NİN YEŞİL SARAYI.




HZ.EBU ZERR EL GİFARİ VE HZ.MUAVİYE'NİN YEŞİL SARAYI.


Hz.Ebu Zerr el Gifari’nin doğum tarihi bilinmemektedir.652 yılında, Medine çölü yakınlarındaki El-Rabaza kentinde ölmüştür.Hz.Ebu Zer’in Adıyaman’da makamı vardır. Cesareti, dürüstlüğü ile bilinir ve peygamberimizin(s.a.v) de övgüsünü kazanmıştır. 


Hz.Muaviye kendisine Şam’da görkemli Yeşil Saray inşa eder. 


Hz.Ebu Zer bir gün bu saraya gider.


Hz.Muaviye,Hz.Ebu Zer’e sorar:'Sarayımı nasıl buldun?'


Hz.Ebu Zer:

"Ey Muaviye eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır,eğer halkın parasıyla yaptırdıysan ihanettir ve haramdır(Kul hakkına girer).Bunu ancak firavunlar yapar” der.




ROMA İMP.ELÇİSİ,HZ.ÖMER(r.a)'İN SARAYINI SORAR?



ROMA İMP.ELÇİSİ,HZ.ÖMER(r.a)'İN SARAYINI SORAR?


Roma İmparatoru,elçisini,İslam Halifesi Hz.Ömer'e gönderir.

Elçiyi Sahabeler karşılar.Elçi Halifenin Sarayını sorar.

Sahabeler der ki:" Bizim Halife'nin Sarayı yoktur.Kendi küçük evinde oturur."

Elçi şaşırır."Pers İmparatorluğunu dize getiren,Roma İmparatorluğuna kök söktüren koskoca Halifenizin nasıl olurda Sarayı olmaz?"der.



MESNEVİDE BU OLAY NASIL ANLATILIYOR?


Halifeler döneminde, dünyanın büyük bir bölümünü hâkimiyeti altında bulunduran Roma İmparatorluğu’ndan Medine şehrine bir elçi gönderildi. Günler süren yolculuktan sonra Medine’ye yorgun bir şekilde ulaşan elçi, halifenin sarayını sordu. Eşyasını indirip atını dinlendirmek istiyordu. Zafer üstüne zaferler kazanan, adaleti ile dillere destan olan bu büyük yöneticinin, görkemli bir sarayı olması gerektiğini düşünen elçi halka sarayın yerini sordu. Medine halkı elçiye, ”Halifenin dünyalık sarayı yoktur ama çok aydınlık bir gönül sarayı vardır. Her ne kadar adı halife ve emîr olarak dünyaya yayılmışsa da o garip bir derviş gibi küçük bir evde oturur” dediler. Daha önce hiç işitmediği sözleri duyan Romalı elçinin, Hz. Ömer’i görme merakı iyice arttı. Atını ve eşyasını bir kenara bırakıp, büyük insanı bir an önce görme sevdasına kapıldı. Onun yabancı olduğunu ve Hz. Ömer’i aradığını anlayan bir bedevî kadın eliyle bir hurma ağacını göstererek, ”İşte şu hurma ağacının altında yatan Hz. Ömer’dir” dedi. Elçi, gösterilen ağaca yaklaştığında heyecandan titremeye başladı. Orada uyuyan kişinin heybetinden etkilenmiş ve gönlü bir hoş olmuştu. Sevgi ve korku gibi birbirine zıt iki duygunun gönlünde belirdiğini hissetti. Şaşkın bir durumdaydı. Kendi kendine, ”Ben şimdiye kadar nice padişahlar gördüm, sultanların huzuruna çıktım, ama hiçbiri beni, bu ağacın altında yatan sıradan görünümlü adam kadar heyecanlandırmadı” dedi. Saygıyla yanına yaklaşarak elini bağlayıp beklemeye başladı. Bir müddet sonra Hz. Ömer uykudan uyandı ve ayağa kalktı. Elçi Hz. Ömer’e saygı gösterip, selâm verdi. Hz. Ömer (r.a) elçinin selâmını aldı. Korkudan yüreği çarpan elçiyi yanına çağırarak sakinleştirdi. Gönlünü alıp neşelendirdi. Karşılıklı konuşmaya başladılar. Hz. Ömer’in içten davranması sohbetlerini koyulaştırdı. Hz. Ömer, dışı yabancı gibi görünen o elçinin içini uyanık ve dost buldu. Onun ruhunun ilâhî sırları arzuladığını sezdi. Elçiye Allah’ın sıfatlarından bahsetti. Sohbet sırasında elçi: ”Ey müminlerin emîri! Ruh, yücelikler âleminden yeryüzüne nasıl indi? Sonsuzluklar âleminde özgür iken, ten kafesine neden girdi?” Hz. Ömer: ”Hak ruha efsunlar okudu, kıssalar söyledi, ruh da ilâhî emirle büyülendi. Bazı şeyler maddîleşince anlam kazanır. Örneğin, yağmur damlaları sedeflerin içinde inci olur. Kan damlaları ceylanın karnında misk kokusuna dönüşür. Ekmek sofrada cansızken, insan vücudunda neşeli bir ruh kesilir.” Elçi bu cevap karşısında zihnindeki bütün s ı k ı ntılardan kurtulduğunu, ruhunun hafiflediğini hissetti. Asıl olanın ne olduğunu keşfetti. Fakat böyle büyük bir kaynağı bulmuşken bırakmak istemedi. Faydalanmak için sormaya devam etti. ”Duru ve berrak bir su gibi olan ruhun, bulanık bir yer gibi olan cesette hapsedilmesinin hikmeti nedir?” Hz. Ömer: ”Ses ve sözle ilgisi olmayan mânayı neden kelimelerle ifade ediyorsak, neden yazıya döküyorsak, ruh da bu yüzden beden denilen kalıba sokulmuştur.” Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, elçiyi mâna kadehinden içki içmiş gibi mest etti. Kendinden geçirdi. Getirdiği haberi de ne için geldiğini de unuttu.

Allah’ın büyüklüğüne, gücüne kuvvetine şaşırıp kaldı. Bu makama ulaşınca da elçiği bıraktı ve mâna âleminin padişahı oldu. Mevlânâ hazretleri, bu kıssada, yaratılışı, varlıkların yaratılışındaki hikmet ve kudreti, yaratılıştaki gelişmeyi, insanın nefsinden geçmemesinin demir zincirlerle bağlanmaktan farksız olduğunu, kendisine has üslûbuyla anlatıyor.

http://cocuk.islamidavet.com/hz-omer-ve-romali-elci.html

HZ.ÖMER VE DEVLETİN MUMU




HZ.ÖMER VE DEVLETİN MUMU


Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) bir gece makamında iken sahabeden biri ziyaretine gelir. Selam verir. Hz. Ömer verilen selamı almaz. Sahabi efendimiz, müsait bir yere oturur.


Bu sırada Hz. Ömer işiyle meşguldür. Sahabi beklemeye başlar. Hz. Ömer ise bir müddet daha çalışmaya devam eder. Neden sonra iş biter. Hz. Ömer, mumu söndürüp başka bir mum yakar. O anda selamını alır. Konuşmaya başlar. 


Sahabi sorar: -Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın? Sonra niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın ve ondan sonra benle konuşmaya başladın?


 Hazreti Ömer (radıyallâhu anh):- Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım. Ondan sonra seninle meşgul olmaya başladım. 


Sahabinin gözleri yaşarır, ellerini kaldırarak şöyle dua eder:- 

"Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer'i bizim başımızdan eksik etme!"


HZ.ÖMER'İN ADALETİ


23 Aralık 2013 Pazartesi

DELİNİN VELİYE ÖĞÜDÜ



 
DELİNİN VELİYE ÖĞÜDÜ


 
ALLAH dostlarından Beyazidi Bestami (k.s)bir gün talabeleriyle ders yapma gayesiyle kırlara doğru yola çıkar.


 Yolda giderken bir tabibe (doktor) rast gelir ve ne yaptığını sorar. 


 Tabib: “efendim şu gördüğünüz delilere ilaç hazırlamakla uğraşıyorum”


Bunun üzerine Beyazidi Bestami tabibe yaklaşarak: “Benimde bir hastalığım var.Banada bir ilaç hazırlaya bilirmisin” diye sorar.


 Tabib: “Efendim hastalığınız ne? Söylerseniz yardımcı olabilirim” der.


 Bunun üzerine o ALLAH dostu:“günah işlemek” der.


 Tabib effendi: “Ben bu hastalığın ilacını bilmiyorum.Siz daha bilgili birisine danışsanız” der.


 Bu sırada konuşmayı baştan sona kadar dinleyen parmaklık arkasındaki delilerden bir tanesi:
 
“Gel baba ben sana hastalığının tedavisini söyleyeyim” der. 


 Beyazidi Bestami(k.s) deliye dönerek söyle bakalım neymiş der 


Deli:“Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır. Kalp havanında tevhid tokmağı ile döv.İnsaf eleğinde geçir. Göz yaşı ile yoğur.Aşk fırınında pişir. Akşam sabah bol miktarda ye der.”


Bunun üzerine Beyazidi Bestami(k.s) ağlamaklı bir halde “vay dünyanın haline vay senide deli diye buraya koyanlara” der ve oradan uzaklaşır.
 
 

DELİ OLMADAN VELİ OLUNMAZMIŞ!

 

DELİ OLMADAN VELİ OLUNMAZMIŞ!



Bir ara bir Allah dostunu ziyaret etmiştik. Çok tenha uzak ve zor bir yolla çıkılmakta idi;


Sorduk bir bilene;


- Neden yanı başında bir köy var iken biraz ötede bir il var iken buraya gelip bir çile hane de yaşamış ve buraya defnedilmiş.


Oda bu sorumuza bir hikaye ile cevap verdi.


- Beldenin birinde bir pınar,dere, su …. Vs. varmış kim buradan su içerse dengeleri bozulur delirirmiş bu nedenle kimse oradan su içmezmiş. Günlerden bir gün biri nefsine malup olup;


- Neden içmeyeceğim ki bir denesek ölürmüyüz!


Demiş ve içmiş.


İçmiş içmesine ama hareketleri ve yaşamı değişmiş, içen hayatından memnun içmeyene garip gelmiş. Sonrasın da da onu takiben 1 - 3 - 5 derken köy halkının biri hariç herkes içmiş, herkes delirmiş.


Bu sefer bütün deliler birleşmiş içmeyen o akıllıya deli demeye başlamışlar işte o zaman o kişi o diyarı terk eylemiş.

Allah cümlemizi masivadan; rahmetiyle, hidayetiyle, inayetiyle muhafaza eylesin..